top of page

Log #10

5 Ağu
3 dakikada okunur

Yeni bir günden merhaba


Bu blogu neden yaptığımdan hiç bahsetmediğimi fark ettim. Öncelikle her ne kadar public olsa da sizin okumanız için yazmıyorum bunları. Hatta okumanızı da istemem açıkçası. Hatta şöyle diyeyim, web sitenin loglarında bütün ziyaret aktivitelerini görebiliyorum. IP, konum, ziyaret süresi, işletim sistemi, kullanılan tarayıcı gibi bilgiler diğer tüm web sitelerde olduğu gibi burada da loglanıyor. Böyle Brave veya DuckDuckGo gibi havalı tarayıcılar kullansanız bile görüyorum ve bu web sitesi çok fazla ziyaretçi almadığından hanginizin beni stalkladığını elimdeki sınırlı bilgiden korele etmem pek de zor olmuyor açıkçası. Bu yüzden, lütfen stalklamayı bırakın çünkü ben bu logları sizin için tutmuyorum.


Peki ne için o zaman? Ben Hacettepe'de lisansımı yaparken Fizik bölümünden bir nümerik analiz dersi almıştım. Normalde bizim müfredatımızda olmayan bir dersti ancak öğrenmeyi çok istediğim bir konuydu ve size rahatlıkla söyleyebilirim ki bütün lisans serüvenim boyunca en keyif aldığım ders oldu. Konunun fazlasıyla ilgi çekici olmasından daha çok dersi veren hocamızın çok ilginç bir kişilik olmasıydı. Herhalde burada tam ismiyle bahsetmemde bir sakınca yoktur, nasıl olsa sadece güzel şeyler söylüyorum :) Emre S. Taşcı. Yakın zamanda Çin'e taşındığını öğrendim, çok sevindim. Bu hocamızın kendine ait bir blogu var ve bundan neredeyse 20 yıl öncesinde bile yazılmış yazılar barındırıyor. Beni asıl etkileyen şey oydu. Rastgele eski yazıları gezerken blogunda ne kadar çok anı biriktirdiğini, onları kaydettiğini fark ettim. İşte ben bu blogu tam da bu sebeple yazıyorum. Bana o konuda çokça ilham verdi kendisi. Ben bundan 20 yıl sonra dönüp baktığımda biriktirdiğim anılara doğrudan erişebilmek istiyorum. Sonuçta insan hafızası sınırlı. Ya günlük tutacaktım ya da bir blog halinde yazacaktım. Geçmişte çok fazla sayıda günlük girişimim oldu çoğunu ya kaybettim ya da yazmayı bıraktım. Özellikle kağıt kalem ile tutmaya başladığım günlükler nedense sürdürülebilir olmadı. Bilgisayardan yazdıklarım da nedense kafamda bir yer edinmedi ve zamanla onları da unuttum. Bir alışkanlığa dönüşmedi yani. Ancak nedense bunu bir web sitesi olarak yapınca, kendimle daha çok bağdaştırıyorum. Ve oluşturduğum bütün bu yazıların veya sitenin olduğu gibi ilerde paylaşılabilir olacağı düşüncesi de daha çok motive ediyor. Diğer türlü yazdığım her şeyi uygun şekilde derlemem gerekecekti. İşte web sitesi olunca direkt derlenmiş oluyor. Ancak blogda yaptığım aktivitelere daha çok yer vermeliyim gibi hissediyorum. Şu ana kadar baskın olarak "ne düşünüyorum; ne hissediyorum" sorularını yanıtlayan şeyler yazdım habire. Zamanla oturur umarım.


Tabii her zamanki gibi varoluş krizleri yaşıyorum :) Hayatta karşıma çıkan her şeyi sorgulamayı bıraksam aslında çok çok daha mutlu biri olacağım. Ama diğer türlü de ortada hiçbir hırs kalmıyor, hedeflerim yok oluyor. Sahip olduklarınızla tatmin olmak bir ölçüde mutluluk getirse de duraylılığı da arttırıyor yani olduğunuz yerde kalıyorsunuz, değişmiyorsunuz, herhangi bir şeyi değiştirmek istemiyorsunuz. Değişikliğe karşı bir çeşit mukavemet oluşturuyor. Bulunduğunuz konumdan daha üst bir konuma yükselmek için herhangi bir çaba sarf etmemenizle sonuçlanıyor. Çünkü zaten mutluysanız bunu değiştirmek istemezsiniz. Bu durumun diğer türlüsünde de ilerleme kaydederken sürekli depresif ve mutsuz bir hayat yaşarken kendinize zarar verip duruyorsunuz. Heyecanlı ama ızdırap içeren bir hayatınız oluyor. En azından ben böyle hissediyorum. Eğer halihazırda refah içine doğmadıysanız ve bu halinizden memnun değilseniz, hırslı biriyseniz, hayat en çok size zor, başkasına değil. Çünkü içinde bulunduğunuz gerek sosyal gerek ekonomik olsun o bok çukurundan çıkmak için kendinize bir ölçüde zarar vermek zorundasınız gibime geliyor. Normalden daha fazla çalışıp bazı konularda ortalama birinden daha kaygılı ve daha dikkatli hareket etmenizi gerektiriyor. İlerleme kaydederken koyduğunuz her kısa ve orta vadeli hedeflerden biri bile gerçekleşmezse uzun vadeli hedefleriniz tehlikeye girecek gibi hissediyorsunuz çünkü güvenebileceğiniz, dayanabileceğiniz bir şey yok. Böyle durumlarda da her türlü zorluğa rağmen, herkese ve her şeye rağmen, gerçekten ilerleme kaydedebilmenizin olmazsa olmaz koşulu yalnızca ve sadece umut oluyor. Eğer yaptıklarınızın karşılığını alacağınızı düşünmezseniz hayata karşı daha duyarsız hale geliyorsunuz. Olumlu olumsuz her türlü duygu halinden daha az etkilenmeye başlıyorsunuz. Duygusal biri olmaktansa daha sentimental biri olmaya doğru kayıyorsunuz. En azından kendim için konuşayım, aşırı büyük hedefler koymadan kendimi asla motive edemiyorum. Ve bu hedefler istisnasız olarak her zaman içinde bulunduğum durumdan veya konumdan beni kurtaracak şeyler oluyor. Yani fiziksel olarak beni bir yerden başka bir yere taşıyacak şeyler gibi. Belki orada daha doğru insanlarla tanşırım, belki orada daha huzurlu olurum gibisinden düşünceler. Zaten bu tür motivasyonların bir sonucu olarak kendimi Türkiye'nin dışına attım sanırım. Tamamen olmasa da eminim etkisi olmuştur. Her neyse, kendime not olarak yazıyorum sadece, disiplin oturtmamı ve bazı görevlere karşı kendimi motive etmemin en kolay ve efektif yolu geleceğe dair umutlu olmaktan geçiyor.

 
 
 

İlgili Yazılar

Hepsini Gör
Log #12

Selam Yine Türkiye'ye geldim ve yine hasta oldum... Türkiye'ye her gelişimde hastalanıyorum nedense. Hava değişiminden sanırım. Zaten genel olarak çok kolay hastlanan biriyim. Gerek virüsel gerek bakt

 
 
 
Log #11

Tarihe not. Fiziksel ve mental sağlık bakımından, hayatımın en zor diyebileceğim dönemini neredeyse tamamen atlatmış bulunuyorum. 2024'ün sonlarından beri yavaşça fark ettiğim ancak çeşitli sebeplerde

 
 
 

Yorumlar


  • Instagram
  • Twitter
  • LinkedIn
  • YouTube
  • Discord
  • GitHub
  • Spotify
bottom of page