Log #9 inş
- Taha Altar Çağ

- 2 saat önce
- 4 dakikada okunur
Selam Selam
Deniz Göktaş'ın tutukluğunun 1. ayını geride bıraktık. ''Neşemizi çalamazlar ya'' lafını bir çeşit motto olarak benimsemiş durumdayım. Her ne kadar Deniz bunu ironik olarak kullansa bile, her ne kadar Deniz aslında bu sözle dalga geçse bile, benim için çok şey ifade etmeye başladı. ''Ölü Deniz''de, kız arkadaşının bu sözü her seçim sonrası bir dua gibi tekrarlaması üzerinden dalga geçiyordu ve açıkçası ben de tamamen Deniz'den yana tarafım. Neşemizi çalamazlar ya ne demek ulan? Daha neyi çalacaklar anasını satayım? Ancak yine de, her şeye rağmen, ben de bir çeşit dua gibi tekrarlamaya başladım. Neşemizi çalamazlar ya, neşemizi çalamazlar ya... Her yere çekebiliyorum bunu, artık ne zaman birisine sinirlensem hemen ''Neşemizi çalamazlar ya!''; veya olumsuz bir siyasi haber görsem yine hemen ''Neşemizi çalamazlar, çalamayacaklar!''; hatta bulaşıkları yıkamak veya ödev yapmak gibi yerine getirmek istemediğim basit sorumluluklara karşı bile bu ''dua''yı mırıldanmaya başladım. Seni çok seviyoruz Deniz, umarım en kısa zamanda seni tekrardan aramızda görürüz. Kuyu tipi dedikleri cezaevinde umarım neşeni çalamazlar.

Yakın zamanda öğrenci asistan olarak çalıştığım laboratuvarda çalışma saatlerim arttırıldı, aslında ikinci bir pozisyon bulmuş gibi oldum daha çok. Bunun sonucu olarak gelen fazla parayı tabii ki birikim hesabıma aktarmak gibi bir gerizekalılık yapmadım ve kendime bir Nintendo Switch Lite aldım. Çok uzun zamandır Switch almak istiyordum açıkçası, ancak bir süredir bu konsolun varlığını unutmuştum. Yakın zamanda bir şeyin farkına vardım, ben çok seyahat etmeye başladım. Özellikle Almanya'ya taşındığımdan beridir zırt pırt Türkiye'ye dönüp geri geliyorum. Normalde tren ve uçakta giderken örgü örerim vakit geçsin diye, veya kitap falan okurum. Ancak bir el konsolu ile oyun oynama fikri daha cazip gelmeye başlamıştı. Ve yalnızca Nintento platformlarında olan bazı spesifik oyunları da çok uzun zamandır oynamak istiyordum. Bugüne nasipmiş. Kendimi tekrardan çocuk gibi hissetmeye başladım. Hatta daha da ilginci, Switch sayesinde bir nevi telefon ve sosyal medya bağımlılığım azaldı diyebilirim. Ha onun yerini başka bir bağımlılık doldurdu. Ancak açıkçası, 1 saat boyunca doomscrolling ile 500 farklı içerik tüketerek odak verimimi bozmaktansa 1 saatin tamamını tek bir oyuna, yani tek bir konuya ayırırım çok daha iyi. Kendimi tekrardan çocuk gibi hissetmeye başlama sebebim ise biraz PSP ile alakalı... Yanlış hatırlamıyorsam ya 10 ya 11 yaşındayken bana bir PSP konsol alınmıştı, ve sonraki birkaç yılı resmen bu konsola yapışmış halde geçirmiştim. Özellikle dışarıda olduğum zamanlar, hatta okuldayken bile bu konsolla vakit geçiriyordum. NBA 2K11' yüzlerce belki binlerce saat harcamış olabilirim. Yapılabilecek her şeyi ama her şeyi yapmıştım. İşin ilginç yanı oyun hakikaten rezaletti. Ne görsellik ne mekanikler açısından keyifli bir oyun deneyimi sunuyordu. Ancak çocuk aklı için bunların hiçbir önemi yok. Çocuk olmayı gerçekten çok ama çok özlüyorum. Hiçbir kaygı yaşamadan anın tadını çıkarabilmeyi ve en ufak, en basit şeylerden bile keyif alabilmeyi çok özlüyorum. Keşke beynim bir nevi resetlense ve o dönemlere tekrar dönebilsem. Özellikle son 6-7 yıldır kademeli olarak hayattan keyif alma ve tatmin duygularında azalma yaşıyorum. Normalde keyif aldığım aktiviteler hiçbir etki yaratmamaya başladı ve denediğim yeni şeyler de onların yerini açıkçası çok da iyi dolduramıyor. Bu genel hoşnutsuzluk durumu yalnızca oynadığım bir oyundan veya izlediğim bir filmden keyif alamamak kadar basite indirgenmemeli, eskiye kıyasla çok daha az verimli çalışmaya başladım. Okuduğum kitap sayısı azaldı, daha az ders çalışmaya başladım. Belirsizlikle ve öngörülemez şeylerle daha zor baş etmeye başladım. Eskiden de iyi değildim bu konuda ama şu ana nazaran ''daha iyiydim''. Switch'te şimdilik fazla oyunum yok, Kingdom Come Deliverance, Hollow Knight ve Hades oynuyorum yalnızca. Hades'i daha önceden PC'de de oynamıştım ve Steam save dosyalarımı Switch ile senkronize edebildiğimi gördüğüm anda inanılmaz mutlu oldum. Görünen o ki Hades'i en son 2022'de oynamışım, halbuki bana sorsanız 2024-25 falan derdim, ben bile inanamadım. Yine de önceden kaydettiğim ilerlemenin aynen aktarılmış olması, tabii ki çokça hoşuma giden bir durum :).

1.5 ay sonra bir arazi gezisine çıkacağım. Bunu da yapmayalı baya olmuştu ve dürüst olmak gerekirse laboratuvar ortamına iyice kenetlendiğimden beridir bu günün bir daha asla gelmeyeceğini düşünüyordum, bu gün ile araziyi kast ediyorum tabii ki. Ne yapalım, zorunlu ders ne de olsa. Ha bu arada laboratuvar demişken, geçtiğimiz hafta ilginç bir şeye denk geldim. Elimde birkaç tane Alunit örneği var, oksijen izotop analizlerini nedense doğrudan yapamıyoruz, yeterli oksijen yield'ı çıkmıyor çünkü. Yani bulk örnek olarak analiz etme noktasında sorun yaşıyoruz. Bizim laboratuvarda da bilhassa fosfatlarda sürekli uygulanan, bir fosfat örneğini BaSO4 olarak çökertip onun analiz edildiği bir metod var. Bir benzerinin sülfatlarda da olup olmadığını merak ederken USGS'in 1992'de yazdığı bir rapora denk geldim. İnanılmaz detaylı bir rapor... Sanki yemek tarifi gibi her adımın aşırı detaylı anlatıldığı bulunmaz nimet. Buna denk gelince çok mutlu oldum ve uygulamaya karar verdim. Önce NaOH ile aluniti çözüp daha sonra çözelti halinde iyonlaşan SO4 moleküllerini çökertmek için BaCl2 eklenen bir yöntem. Bunları yaparken de Alunitin içerisindeki Al atomlarının yanlış iyon yükü ile çözeltiye karışıp sülfatların yanında çökelmesini önlemek için de HCl ile kontrollü pH düşürülmesi gerekiyor. Yani baya bir ıslak kimya var işin içinde. Bu sebepten ötürü labda istediğim hacimde cam pipet ararken aşağıdaki pipeti buldum... 1939 yılından bir cam pipet. Hala kırılmamış olması muazzam. Ama bunun ilginç olma sebebi eski olması değil, üzerindeki damga :D Görünen o ki dönemin propagandası, laboratuvarlarda kullanılan pipetlere kadar yolunu bulmuş. İlginç, ilginç....

Yorumlar